Elden Bağışlama

Elden bağışlama öğretideki hakim görüşe göre bağışlamaya yönelik borç sözleşmesinin (bağışlama sözleşmesinin) kurulmasının ve ifasının eş zamanlı gerçekleştiği bağışlamadır. Burada bağışlama sebebine dayalı tasarruf işlemi aynı anda meydana gelir. Buna karşılık bizim katıldığımız diğer görüş elden bağışlamayı bağışlama sebebine (causa donandi’ye) dayalı olarak yapılan bir soyut tasarruf işlemi olarak nitelendirir. Buna göre, causa donandi’nin varlığı, soyut, yani geçerli bir borçlandırıcı işleme dayanmayan tasarruf işlemi için yasal iktisap sebebi oluşturur. Dolayısıyla elden bağışlamada bağışlamaya ilişkin borçlandırıcı işlemi (borç sözleşmesini) ifade eden “bağışlama sözleşmesi” kavramına yer olmaz.

Beğenme Koşuluyla Satış (Tecrübe veya Muayene Şartıyla Satış)

Beğenme koşuluyla satış (alıcının onayı şartıyla satış, alıcının denemesi veya incelemesi şartıyla satış) TBK m. 249-252’de düzenlenen özel bir satış türüdür. Beğenme koşuluyla satış, alıcının satılanı denemesi (tecrübesi) veya incelemesi (muayenesi/gözden geçirmesi) ve sonrasında onaylaması geciktirici iradi koşuluna bağlı (parça) satışı sözleşmesi olarak tanımlanabilir. TBK m. 249’un yeni getirilen yasal tanımı ise, “Beğenme koşuluyla satış, alıcının satılanı deneyerek veya gözden geçirerek beğenmesi koşuluyla yapılan satıştır” şeklindedir. Tanımın da ortaya koyduğu ve hakim öğretinin de kabul ettiği üzere beğenme koşuluyla satışta bir satış sözleşmesi, -yoksa mülkiyeti saklı tutma kaydıyla satışta olduğu gibi satış sözleşmesinin ifasına yönelik tasarruf işlemi değil!-, alıcının satılanı

Devamını okumak için tıklayın…Beğenme Koşuluyla Satış (Tecrübe veya Muayene Şartıyla Satış)

Tarh Zamanaşımı Süreleri

VUK’un 114. maddesinde, “vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergiler zamanaşımına uğrar.” ifadesine yer verilmiş ve böylece tarh zamanaşımı süresi beş yıl olarak kabul edilmiştir. Burada gözardı edilmeyecek husus, zamanaşımı süresinin başlama zamanıdır. Vergi hukukunda genellikle süreler ertesi takvim yılının başından itibaren başlar. Aynı ilke tarh zamanaşımının başlangıcında da kabul edilerek, zamanaşımı hükümde görüldüğü üzere vergiyi doğuran olayı izleyen yılın birinci gününden itibaren başlatılmaktadır.30

Tarh Zamanaşımı – Vergi Hukukunda Zamanaşımının Niteliği

Kavram olarak Vergi Usul Kanunu’nun 113 ve 114. maddelerinde düzenlenmiş olan zamanaşımı hakkında bazı yazarlar tarh zamanaşımı ifadesini kullanmakta ve bazı yazarlar da bu düzenlemeleri tahakkuk zamanaşımı olarak adlandırmaktadır. Sözü edilen maddelerde bu zamanaşımının tarh zamanaşımı mı yoksa tahakkuk zamanaşımı mı olarak adlandırılacağına ilişkin olarak bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak, Kanun’un mücbir sebeple ilgili 15. maddesinde, tarh zamanaşımı kavramına yer verilmiştir. Öte yandan, VUK’un 114. maddenin birinci fıkrasında da, “…tarh ve tebliğ edilmeyen” ifadesi mevcuttur. Kanun koyucu bu hükümle idareden, bir an önce tarh ve tebliğ işlemlerinin gerçekleştirilmesini istemektedir. Burada zamanaşımına yer verilmesinin esas nedeninin, idarenin tebligat dahil vergilendirme işlerini süresinde

Devamını okumak için tıklayın…Tarh Zamanaşımı – Vergi Hukukunda Zamanaşımının Niteliği

Evli Eşlerden Biri Hakkında Gaiplik Kararı Alınmışsa Miras Durumu

Kanun koyucu, ölüm tehlikesi içinde kaybolan veya kendisinden uzun zamandan beri haber alınamayan kişiler hakkında eğer o kişinin ölümü hakkında kuvvetli olasılık varsa, gaiplik kararının alınabileceğini öngörmüştür. Bir kimse hakkında gaiplik kararı, hakları gaiplik kararına bağlı olanlarca istenebilir (TMK m. 32). Gaipliği istenen kişi evli ise, evliliği devam eder. Burada ortaya çıkacak mesele, gaip olan kişinin evli olması halinde, eş ile birlikte mirasçı olacak kişilerin evliliği fesh edilmeden kendi miras haklarını isteyip isteyemeyecekleridir. Türk Medeni Kanununu’nun 35/1’inci maddesi gaiplik kararını ölüme denk tutulan hallerden biri olarak kabul etmiştir. Bu nedenle gaiplik kararı ile birlikte mirasçılar eş ile birlikte mirasçı olurlar

Devamını okumak için tıklayın…Evli Eşlerden Biri Hakkında Gaiplik Kararı Alınmışsa Miras Durumu

Butlanla Sakat Bir Evlilikte Eşin Mirasçılığı

Evliliğin butlan kararı ile sona erdirilmesine ilişkin olarak Türk Medeni Kanunu’nda iki farklı hüküm yer almaktadır. Bu hükümler, TMK’nın 146/2 ve 147/1’inci maddeleri ile 159. maddeleridir. TMK’nın146/2 ve 147/1’inci maddeleri mirasbırakanın ölümünden sonra da, ilgililerin mutlak butlan davası açabileceklerini düzenlemektedir. İlgililer, mutlak butlan davasını, ölümle şahıslarında doğan haktan yararlanarak açarlar. Eşlerden biri öldükten sonra, mutlak butlan davasını ilgililer açmazlarsa veya açılmış olan mutlak butlan davasına devam etmezlerse, evliliğin ölümle sona ermesine ilişkin hükümler uygulanır. Buna karşılık TMK’nın 159. maddesi, mirasçıların evlenmenin nispi butlanını, dava etme haklarının olmadığını, ancak açılmış olan bir davayı sürdürebileceklerini hükme bağlamıştır. Bu durumda 159. maddeye göre,

Devamını okumak için tıklayın…Butlanla Sakat Bir Evlilikte Eşin Mirasçılığı

Boşanma Davasının Eşin Mirasçılığına Etkisi

Boşanmanın kesinleşmesi halinde, Türk Medeni Kanunu’nun 181/1’inci maddesine göre, eşler birbirlerinin mirasçıları olamadıkları gibi, boşanmadan önce lehlerine yapılan ölüme bağlı tasarruflarla sağlanan hakları da aksi tasarruftan anlaşılmadıkça kaybederler. Bu hükümden anlaşılacağı üzere ayrılık kararının verilmiş olması, eşlerinin birbirlerinin mirasçısı olma hakkını ortadan kaldırmaz. Eşlerin mirasçı olmaları açısından ayrılık kararının boşanma sebeplerinin varlığı halinde verilmiş olması (TMK m. 170) veya eşlerin ayrı yaşamaya hakları olduğu bir durumda eşlerin ayrı yaşamaya başlamış olmaları (TMK m. 197) arasında fark yoktur. Her iki halde de evlilik birliği devam etmektedir. Eşlerden birinin ölümü halinde diğer eş, ölen eşin mirasçısı olacaktır. Türk Medeni Kanunu’nun 181/2’inci maddesine

Devamını okumak için tıklayın…Boşanma Davasının Eşin Mirasçılığına Etkisi

Hırsızlığa Teşebbüs

Hırsızlık suçu, malın alınmasıyla, yani failin, mevcut zilyedin mal üzerindeki fiili hakimiyetini sona erdirip kendi fiili hakimiyetini kurmasıyla birlikte tamamlanır. Mal üzerinde failin kendi fiili hakimiyetini kurmasından sonra, bu fiili hakimiyetini sağlamlaştırıp sağlamlaştıramamasının, malın güvence altına alınıp alınmamasının, götürülmek istenen yere götürülüp götürülmemesinin suçun tamamlanması bakımından bir önemi yoktur. Bu durumda hırsızlık suçuna teşebbüs ancak malın alınmasına kadar mümkündür. Suçun icra hareketlerine başlayan failin, elinde olmayan sebeplerle mal üzerinde fiili hakimiyetini kuramaması halinde suç teşebbüs aşamasında kalmış olur. Örneğin evden yapılan hırsızlıklarda, failin aldığı eşya ile evi terk etmeden mağdurun uyanması nedeniyle eşyayı bırakıp kaçması halinde, hırsızlık suçuna teşebbüs söz

Devamını okumak için tıklayın…Hırsızlığa Teşebbüs

Zorunluluk Halinde Hırsızlık Suçu

Hırsızlık suçu zorunluluk halinde kalınarak da işlenebilir. Bilindiği üzere zorunluluk hali tüm suçlar bakımından genel bir kusurluluğu kaldıran sebep olarak TCK’nın 25. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenmiştir. Ancak hırsızlık suçunda, zorunluluk haline ilişkin TCK’nın 147. maddesinde özel bir hükme yer verilmiştir. Bu durumda hırsızlık suçunun zorunluluk halinde kalınarak işlenmesi halinde, bu halin olayda gerçekleşip gerçekleşmediği ve gerçekleştiği takdirde buna bağlanan sonuçlar bakımından yalnızca özel hüküm olan 147. madde göz önünde bulundurulacaktır. Bu hükme göre, “hırsızlık suçunun ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için işlenmesi halinde, olayın özelliğine göre, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.” Bu maddede düzenlenen zorunluluk halinde, genel zorunluluk

Devamını okumak için tıklayın…Zorunluluk Halinde Hırsızlık Suçu

Kleptomani Hastalığı Kapsamında Hırsızlık Suçu

Hırsızlık suçunun haksızlık unsurlarının gerçekleştiği belirlendikten sonra, böyle bir haksızlığı gerçekleştiren failin kusurlu olup olmadığı araştırılmalıdır. Bu araştırmanın sonucunda işlediği haksızlıktan dolayı fail hakkında kınama yargısında bulunulabiliyorsa fail cezalandırılacak, aksi takdirde ceza verilmeyecektir. Örneğin fail, yaşının küçüklüğü (m. 31) veya maruz kaldığı akıl hastalığı (m. 32) nedeniyle işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama veya davranışlarını yönlendirme yeteneğine sahip değilse, ceza sorumluluğu söz konusu olmayacaktır. Örneğin kleptomani hastalığına yakalanan kişi, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğine sahip olmasına rağmen, maruz kaldığı bu hastalık nedeniyle davranışlarını algılamaları doğrultusunda yönlendirememektedir. Bu hastalığa maruz kalan kişi ufak tefek eşyaları çantasına atmaktan

Devamını okumak için tıklayın…Kleptomani Hastalığı Kapsamında Hırsızlık Suçu