Ortaklığın Giderilmesi Davasında Aynen Taksim Kararı

Paydaşlığın (ortaklığın) aynen bölünerek paylaştırılmasına karar vermek için taraflardan biri aynen taksim talebinde bulunmalıdır. Aynen taksim mümkün olsa bile, taraflar ortaklığın satış yoluyla giderilmesini isterse, aynen taksime karar verilemez. -Yüzölçümü bölünebilir olmalıdır. Her paydaşa ekonomik değeri olan bir pay düşmelidir. – Ekonomik değeri korumak önemlidir. Ekonomik değeri hesaplandığında eksik olmamalıdır. Taşınmazın değeri önemli ölçüde azaldığı durumlarda, taşınmazın aynen bölünerek paylaştırılmasına karar verilmesi mümkün değildir. -Keza paydaşlar rıza göstermedikleri takdirde, taşınmazın bir kısmı paylı bırakılamaz. – 3194 sayılı imar yasası ve yönetmeliği ile yapılan düzenlemelerin aynen uygulanması mümkündür. Aynen bölünerek paylaştırmanın (taksimin) mümkün olması durumunda, bölünen parçaların değerlerinin birbirine denk düşmemesi

Devamını okumak için tıklayın…Ortaklığın Giderilmesi Davasında Aynen Taksim Kararı

Ortaklığın Giderilmesinde Muhtesadın Belirlenmesi

Bir arazi üzerinde bir yapının (örneğin bir bina veya bir ağaç gibi) sahibinin yerine başka birinin veya hissedarların olması muhdesat olarak bilinir. Satış yoluyla paydaşlığın giderilmesine ilişkin davalarda, taşınmaz üzerinde bulunan ağaç gibi bütünleyici parçanın (muhtesat) kime ait olduğu konusunda bir anlaşmazlık varsa ve bazı paydaşların (ortaklar) bu uyuşmazlığın giderilmesini talep etmeleri halinde, o paydaşa görevli mahkemede dava açmak için süre verilmelidir. Bu süre içinde dava açılırsa sonucun beklenmesi veya açılmazsa o konuda herhangi bir anlaşmazlık yokmuş gibi davaya devam edilmesi gerekir. Paydaşlığın satış yoluyla giderilmesi durumunda, dava konusu arazi üzerinde bina, ağaç vb. bütünleyici parça varsa, bu parçaların arzla

Devamını okumak için tıklayın…Ortaklığın Giderilmesinde Muhtesadın Belirlenmesi

Ortaklığın Giderilmesi Davasını Kimler Açabilir?

* Tapuda paydaş olanlardan her biri * İcra ve İflas Kanunu’nun 121. maddesine göre icra mahkemesinden yetki alan borçlu ortağın alacaklısı * Kamu alacakları nedeniyle 6183 SK uyarınca (vergi-harç gibi) kamu alacaklarının tahsili için yapılan icra takibi nedeniyle İcra Mahkemesinden, izin almaksızın borçlu ortağın elbirliği mülkiyetine tabi taşınmazın ortaklığının giderilmesini isteyebilir. *Belediyelerde 3194 Sayılı Kanunu’nun 16. maddesine göre şûyulandırma yaptıkları taşınmazlar için tebliğ tarihinden itibaren 6 ay içinde anlaşamazlar veya dava açmazlar ise 6 ayın sonunda belediye tarafından ortaklığın giderilmesi davası açılabilir. *Borçlu ortağın alacaklısı İcra Hâkimliğinden İ.İ.K.nun 121.maddesine göre alacağı yetki belgesine dayanarak borçlunun ortağı olduğu (elbirliği mülkiyete tabi)

Devamını okumak için tıklayın…Ortaklığın Giderilmesi Davasını Kimler Açabilir?

Ortaklığın Giderilmesi Davası

İhale-i Şüyu olarak da bilinen “Ortaklığın/Paydaşlığın Giderilmesi” davası, hisseli veya elbirliği mülkiyetinde olan taşınmaz veya taşınmaz malların payları nispetinde paylaştırılması veya mahkeme tarafından satın alınması yoluyla hissedarlar arasında payları nispetinde paylaştırmayı içerir. Bu tür davalar, her iki taraf için benzer sonuçlar doğurur. Türk Medeni Kanunu’nun 699. maddesine göre, “Malın aynen bölüşülmesi veya pazarlık ya da artırmayla satılarak bedelinin bölüşülmesi, paylaşma biçimidir.””” şeklinde değiştirilmiştir. HMK’nun 4/b maddesine göre, Sulh Hukuk Mahkemesi, taşınmaz mal ve hakların ortaklığının giderilmesi davalarını incelemekle görevlidir. Görev, kamu düzeninin bir parçasıdır ve resen dikkate alınır. İzale-i Şüyu davasının temel amacı, ortaklar arasında ortaya çıkan anlaşmazlıkların mahkeme yoluyla

Devamını okumak için tıklayın…Ortaklığın Giderilmesi Davası

İdarenin Faaliyetlerinden Kaynaklanan Zararlardan Ötürü Tam Yargı Davası

Hukuka göre, tam yargı davalarının konusu, kamu gücünün neden olduğu zararın tazmini talebidir. İdare tarafından yürütülen faaliyetler, kamu gücünün kullanılması sonucunda kişilerin zarar görebileceği durumlardan biridir. İdari işlemler, eylemler ve sözleşmeler, idari fonksiyon olarak da adlandırılan bu faaliyetleri gerçekleştirmek için kullanılır. İdarenin idari olmayan bazı faaliyetleri vardır, ancak özel hukuka ve adli yargıya tabi olan bu faaliyetler konumuzun dışında kalmaktadır. Keza idarenin idari faaliyetlerinden, yani idari bazı işlem ve eylemlerinden doğan zararların tazmini amacıyla açılacak davalarda, ilgili özel yasal düzenlemeler ve yargısal içtihatlar tarafından özel hukuka tabi tutulur ve adli yargının görevine girer. Bu nedenle, burada yalnızca idarenin idare hukukuna

Devamını okumak için tıklayın…İdarenin Faaliyetlerinden Kaynaklanan Zararlardan Ötürü Tam Yargı Davası

İptal Davasının Sonuçlanması Üzerine Açılacak Tam Yargı Davalarında Süre

İdari işlemlere karşı önce bir iptal davası açıp işlemi iptal ettirdikten sonra bir tam yargı davası açabilir. Bu yaklaşım, uygulamada bazı faydalar sağlamaktadır. İdari işlemin iptali ilgili kişi tarafından önceden bildirilirse, anlaşmazlığın ikinci aşaması olan zararın tazmin edilmesi daha kolaydır. Bu, ilgili kişinin yargı davasını sağlam bir temel üzerine kurmasını sağlar. Bununla birlikte, iptal davasının reddedilmesi bir tam yargı davasının açılmasını engellemez. Başka bir deyişle, tam yargı davası, iptal davasının kazanılması gibi bir ön koşula bağlı değildir. Aksi takdirde, kusursuz sorumluluk ilkesinin uygulanabilirliği son derece sınırlı olurdu (Conseil d’État’ın kararları da bu yöndedir). Tam yargı davasını açmak için önce iptal

Devamını okumak için tıklayın…İptal Davasının Sonuçlanması Üzerine Açılacak Tam Yargı Davalarında Süre

İdari Yargıda Manevi Zararın Tazmininde Gözetilen Hususlar

Manevi tazminat, malvarlığında meydana gelen azalmayı karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olarak kullanılmamalıdır; aksine, bir tatmin aracı olarak kullanılmalıdır. Zarara neden olan olay nedeniyle duyulan acı ve elemi hafifletmeyi amaçlar. Manevi tazminat, niteliği gereği zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmelidir. Sonuç olarak, idari mahkemeler genellikle düşük miktarlarda manevi tazminata hükmetmektedir. Fransız hukukunda da, idari yargı yerleri genellikle düşük miktarlarda manevi tazminata hükmetmektedir. Danıştay’ın daha önceki kararlarına göre, takdir edilecek tazminat miktarının idarenin kusuru ile orantılı olması gerekir. Manevi tazmin, davacıya sadece biraz rahatlama duygusu vermek değil, aynı zamanda hizmet kusuruyla zarar veren yönetimi daha fazla dikkat ve özen gösterme konusunda uyarmaktır.

Devamını okumak için tıklayın…İdari Yargıda Manevi Zararın Tazmininde Gözetilen Hususlar

İdari Yargıda Islah

Danıştay, dava süresi geçtikten sonra dava dilekçesinde talep edilen tazminat tutarını artıramaz. Bu tarihten sonra faiz de talep edilemez. İYUK’un Hukuk Muhakemeleri Kanununa atıfta bulunduğu 31. maddesinde “ıslah” konusunun bulunmaması nedeniyle, söz konusu talepler için ıslah yoluna başvurmak mümkün değildir (örneğin, Danıştay 13. Dairesinin 08.04.2008 gün ve E.2005/10077, K.2008/3631 s. kararı). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye aleyhine verdiği kararlar nedeniyle, İdari Yargılama Usulü Kanununun 16. maddesi, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere bir defaya mahsus olmak üzere bir defaya mahsus olmak

Devamını okumak için tıklayın…İdari Yargıda Islah

Susma Hakkı Nedir? Susma Hakkından Faydalanmak Aleyhe Midir?

Latince’de susma hakkı, “nemo tenetur se ipsum prodere (accusare)” olarak ifade edilir: hiç kimse kendi suçlama ve kovuşturmasına katılmak zorunda değildir. Susma hakkı, Anayasanın 38/5 maddesinde belirtildiği gibi, hiç kimsenin kendisini veya kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamayacağı anlamına gelir. Sanığa veya şüpheliye, iddia edilen suçla ilgili olarak herhangi bir açıklamada bulunmama hakkı vardır (m. 147/1-e). Devletin soruşturma organlarıyla muhtemelen ilk kez bu şekilde karşı karşıya gelmiş olan şüphelinin kolluktaki ifadesinde bu hakkın bildirilmesi daha da önemlidir. Susma hakkı, ifade alan veya sorgulayan tarafından bizzat bildirilmelidir. Bu görevi başka bir kişi yürütemez. Kanuni

Devamını okumak için tıklayın…Susma Hakkı Nedir? Susma Hakkından Faydalanmak Aleyhe Midir?