Hırsızlığa Teşebbüs

Hırsızlık suçu, failin malın kontrolünü ele geçirmesiyle tamamlanır. Failin gerçekten mal üzerinde kontrolü sağladıktan sonra, malın güvence altına alınıp alınmaması, götürülmek istenen yere götürülüp götürülmemesi suçun tamamlanması için önemli değildir. Bu durumda hırsızlık yapmak ancak malın ele geçirilmesine kadar mümkündür. Failin elinde olmayan nedenlerle mal üzerinde gerçek kontrolü sağlayamaması halinde suç teşebbüs aşamasında kalır. Örneğin, bir evden yapılan hırsızlık suçuna teşebbüs, failin evi terk etmeden mağdurun uyanması nedeniyle eşyayı bırakıp kaçması durumunda gerçekleşir. Failin mağdurun cebindeki parayı almak için elini cebine sokması ve parayı alamadan yakalanması durumunda suç teşebbüs halinde kalmıştır. Bununla birlikte, failin mal üzerinde gerçek kontrolü elde ettikten

Devamını okumak için tıklayın…Hırsızlığa Teşebbüs

Zorunluluk Halinde Hırsızlık Suçu

Zorunluluk halinde kalınarak da hırsızlık suçu işlenebilir. TCK’nın 25. maddesinin 2. fıkrasında belirtildiği gibi, zorunluluk hali her suç için genel bir kusurluluğu kaldırır. Bununla birlikte, TCK’nın 147. maddesi zorunluluk haline ilişkin özel bir hüküm içerir. Bu durumda, hırsızlık suçunun zorunluluk halinde kalınarak işlenmesi durumunda, olayda gerçekleşip gerçekleşmediği ve buna bağlanan sonuçlar bakımından yalnızca 147. maddeye bakılacak. Hırsızlık suçunun ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için işlenmesi halinde, olayın özelliğine göre, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.Bu maddede belirtilen zorunluluk halinde hakime, genel zorunluluk halinden (m. 25/2) farklı olarak faile ceza vermemek veya cezasında indirim yapmak konusunda karar

Devamını okumak için tıklayın…Zorunluluk Halinde Hırsızlık Suçu

Kleptomani Hastalığı Kapsamında Hırsızlık Suçu

Hırsızlık suçunun haksızlık unsurlarının gerçekleştiği belirlendikten sonra, failin kusurlu olup olmadığı sorgulanmalıdır. Bu araştırmanın sonuçlarına göre, fail işlediği haksızlık nedeniyle kınama yargısında bulunulabilirse cezalandırılacaktır; aksi takdirde ceza verilmeyecektir. Örneğin, fail yaşının küçüklüğü (m. 31) veya maruz kaldığı akıl hastalığı (m. 32) nedeniyle işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama veya davranışlarını yönlendirme yeteneğine sahip değilse, ceza sorumluluğu söz konusu değildir. Örneğin, kleptomani hastalığına yakalanan bir kişi, işlediği fiilin hukuki anlamını ve sonuçlarını algılama yeteneğine sahip olsa da, bu hastalık nedeniyle davranışlarını yönlendiremez. Bu hastalığa yakalanan kişi küçük şeyleri çantasına atmaktan çekinmez. Bu kişinin işlediği hırsızlık fiilinden dolayı kusuru bulunmadığı için

Devamını okumak için tıklayın…Kleptomani Hastalığı Kapsamında Hırsızlık Suçu

Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Hırsızlık

6545 sayılı Kanunun 62. maddesi, 142. maddeye (f. 5) ek bir fıkra eklemiştir. Hırsızlık suçunun işlenmesi sonucunda haberleşme, enerji, demiryolu veya havayolu ulaşımı alanında kamu hizmetinin geçici de olsa aksaması halinde, yukarıdaki fıkralar hükümlerine göre verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır.” Maddeye eklenen yeni fıkra, hırsızlık nedeniyle haberleşme, enerji, demiryolu ve havayolu ulaşım hizmetlerinin aksamasına neden olması durumunda cezanın yarısından iki katına kadar artırılmasını gerektirir. Fıkrada, hırsızlık nedeniyle ortaya çıkan bazı sonuçların bir sonucu olarak cezanın yükseltilmesi önerilmektedir. Sonuç olarak, fıkrada hırsızlık nedeniyle ağırlaşmış durum düzenlenmiştir. Bu nedenle, fıkradaki ceza artırımının uygulanabilmesi için failin bu sonuçlar bakımından en azından

Devamını okumak için tıklayın…Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Hırsızlık

Hekimin Yanlış Tedavi Yöntemi Seçmesi

Hekim, hastası için en az zararlı ve en az acı verecek tedavi yöntemini seçmelidir. Bununla birlikte, duruma bağlı olarak, hekimin hastası için daha tehlikeli veya daha fazla acıya neden olabilecek bir yöntem seçmesi gerekebilir. Ancak durum bunları gerektirmemesine rağmen, hekimin bunları seçmesi durumunda tedavi hatası vardır. Hastanın kolunun kangren olarak kesilmesine neden olan yeni bir narkoz yöntemini kullanan hekim, aslında daha az yan etkilere sahip olsa da somut hasta bakımından kullanılması tavsiye edilmeyen başka bir narkoz yöntemini kullanmaktan sorumlu tutulmuştur. İlaç tedavisi ile iyileşme olasılığı olan bir hastalık için son çare olan ameliyata daha baştan başvuran bir hekimin tıbbi kurallara

Devamını okumak için tıklayın…Hekimin Yanlış Tedavi Yöntemi Seçmesi

Hasta Vücudunda Yabancı Madde Unutulması

Öğreti, hastanın vücudunda yabancı bir madde unutmasını “tedaviye eşlik eden hata” olarak tanımlar. Kompresör, tampon gibi vücudunda sık unutulan maddeler, hastanın sağlığına büyük zararlar ve hatta ölüme bile yol açabilir. Hekimler, hasta vücudunda yabancı madde unutulmasının değerlendirilmesi konusunda iki farklı görüşe sahiptir. Hekimler, yabancı madde unutulmasının şanssızlık olduğunu ve çok deneyimli ve özenli hekimlerin bile başına gelebileceğini savunurken, bazı hekimler ise hekimin özensizliğinin yabancı madde unutulmasına neden olduğunu söylüyor. Yargıtay, bir operatörün ameliyat sırasında mesleki değil meslek dışı dikkatinin bile böyle bir olaya asla meydan vermemesi gerektiğini belirtti. Danıştay, ameliyat sırasında vücudunda unutulan gazlı bezin ikinci ameliyatta alınana kadar hastanın

Devamını okumak için tıklayın…Hasta Vücudunda Yabancı Madde Unutulması

Reçetenin Hukuki Niteliği

Reçete, bizzat bir hekim tarafından eczacıya yazılan ve hastaya bir ilaç verilmesini talep eden bir yazıdır. Hekimin “açık reçete” vermesi meslek kurallarına ve hukuka aykırıdır. Ceza hukukunda bir belge, bir reçeteyi temsil eder. Hekim dışında bir kişi tarafından hazırlandığında, evrakta sahtecilik suçu işlenir. Bir kamu görevlisi hekim tarafından yazılan bir reçete, bir “resmi belge” olarak kabul edilir. Aile Hekimliği Kanunu’nun 5/3 maddesine göre, aile hekimlerinin kullandığı reçete gibi belgeler resmi kayıt ve evrak niteliğindedir. Hastayı muayene ederek, hekim reçete düzenler. Sonuç olarak, reçete yazılmadan önce hastanın kişisel olarak değerlendirilmesi gerekir. Ancak örneğin, bir aile hekiminin yatağa bağımlı bir hastayı evinde

Devamını okumak için tıklayın…Reçetenin Hukuki Niteliği

Uzaktan Tedavi Yasağı

Tedavi, doktor tarafından bizzat uygulanmalıdır. Tedavi, hekim ve hasta arasındaki “güven ilişkisi” nedeniyle bizzat doktor tarafından yürütülmelidir (TBK m. 506). Uzaktan tedavi yasağı, bizzat tedavi yükümlülüğü anlamına gelir. Hastanın sorunlarını kişisel olarak algılamalı, bulguları bizzat kendisi belirlemeli ve tedaviyi doğrudan kendisi yürütmelidir. Mesela, bir hekimin bir muayene yapmadan bir reçete vermesi caiz değildir. Hekimin hastayı ve durumunu önceden tanıması durumunda, telefonla yardımcı olmasına izin verilir. Bu, özellikle küçük hastalıklarla ilgilidir. Hekim, kendisi bizzat geldiğinde telefonla ön bilgilendirme sağlayabilir.    

Sağlık Personeli Olmayan Kimselerin Yaptığı Tıbbi Müdahaleler Nedeniyle Sorumlulukları

Tıbbi müdahale yapma yetkisi, zorunlu haller dışında sadece hekimlere veya yerine göre diğer sağlık personeline verilmiştir. Böyle bir yetkisi olmaksızın tıbbi müdahalede bulunan kişinin eylemi, meydana gelen sonuca göre 1219 sayılı Kanunun ihlali dışında, kasten yaralama veya öldürme suçunu oluşturur. Sadece doktorlar ve diğer sağlık personeli bu yasadan yararlanabilir. Sadece zorunlu durumlarda tıbbi müdahale yapan hekim veya diğer sağlık personeli dışındaki kişiler cezalandırılmaz. Kendini doktor gibi göstererek hasta tedavi eden, enjeksiyon uygulayan veya ilaç yazan bir kişi, nihayetinde yargıya intikal eden bir olayda yaralama suçuyla cezalandırılmıştır. Bu kişilerin 1219 sayılı kanunun 25. maddesi uyarınca cezalandırılması da mümkündür. Keza kırıkçı veya

Devamını okumak için tıklayın…Sağlık Personeli Olmayan Kimselerin Yaptığı Tıbbi Müdahaleler Nedeniyle Sorumlulukları

Cinsiyet Değişikliğinin Hukuki Şartları

Cinsiyet değişikliğine ilişkin müdahaleler, tıbbi müdahalenin genel koşullarına tabidir çünkü bunlar da tıbbi müdahaledir. Bu tür tıbbi müdahalelere Türk Medeni Kanunu açıkça izin veriyor. Yargıtay, kişinin vücudu üzerinde tasarruf etme yetkisinin bulunmadığı için cinsiyet değişikliği yapılmasının mümkün olmadığını, konuya ilişkin mevzuatta açık bir hüküm bulunmadığı dönemde karar verdi. Yargıtay, bu kararında psikolojik endikasyonu kabul etmemiştir. Medeni Kanun’un 40. maddesine göre, transeksüeller cinsiyet değiştirmek için mahkemece izin verilebilir. Bu, aşağıdaki koşulların gerçekleşmesi gerektiği anlamına gelir: Kişi şahsen başvuruda bulunmalı On sekiz yaşını doldurmuş olmalı Evli olmamalı Transseksüel yapıda olup, cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunluluğunu ve üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun

Devamını okumak için tıklayın…Cinsiyet Değişikliğinin Hukuki Şartları