İşçi Sendikası Üyeliğinin Koşulları

Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmeleri Kanununun 17. maddesinde, on beş yaşını doldurmuş ve bu Kanun hükümlerine göre işçi sayılanların işçi sendikalarına üye olabilecekleri belirtilmiştir (f. 1). Ayrıca, Kanunda, iş sözleşmesi dışında ücret karşılığı iş görmeyi taşıma, eser, vekalet, yayın, komisyon ve adi şirket sözleşmelerine göre bağımsız olarak faaliyet yürüten gerçek kişiler de bu Kanunun ikinci ila altınca bölümleri bakımından işçi sayıldıklarından (f. 4) bunlar da sendikaya üye olabileceklerdir.

Meslek Sendikası Kurulabilir Mi?

2821 sayılı Sendikalar Kanununda, meslek esasına göre sendika kurulamayacağı ifade edilmişti (m. 3/3). Böyle bir açık hükme 6536 sayılı Kanunda yer verilmemiştir. Bununla birlikte, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun 3. maddesinde kuruluşların önceden izin almaksızın kurulacağı ve kuruldukları işkolunda faaliyette bulunacakları belirtilmiş, bununla meslek sendikalarının kurulamayacağı dolaylı olarak ifade edilmiştir.

İşçi Sendikasına Üye Olup Olmamanın Cezai Güvencesi

Türk Ceza Kanununa göre, bir kimseye karşı bir sendikaya üye olmaya veya olmamaya, sendikanın faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, sendikadan veya sendika yönetimindeki görevinden ayrılmaya zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (m. 118/1). Bir sendikanın faaliyetinin engellenmesi halinde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur (m. 118/2).

Sendikacılık Faaliyetinden Dolayı İşten Çıkarma veya Farklı İşlemde Bulunma Yasağı

Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunun 25. maddesinde, sendikacılık faaliyeti nedeniyle işçinin işten çıkarılamayacağı veya kendisine farklı işlem yapılamayacağı esası yer almaktadır (f. 2). Bu hükme göre, “işçiler, sendikaya üye olmaları veya olmamaları, iş saatleri dışında veya işverenin izni ile iş saatleri içinde, işçi kuruluşlarının faaliyetlerine katılmaları veya sendikal faaliyette bulunmalarından dolayı işten çıkarılamaz veya herhangi bir nedenle farklı işleme tabi tutulamaz.” (m. 25/3). Yukarıdaki hükümde açık olmayan noktalardan biri, sendikacılık faaliyetlerinin işyeri içindeki faaliyetleri de kapsayıp kapsamayacağıdır. Eskiden, 274 sayılı Kanunun Millet Meclisinde görüşülmesi sırasında Geçici Komisyon Sözcüsünün yaptığı açıklamalara göre, anılan hüküm işyeri dışındaki sendikacılık faaliyetlerine katılma ile

Devamını okumak için tıklayın…Sendikacılık Faaliyetinden Dolayı İşten Çıkarma veya Farklı İşlemde Bulunma Yasağı

Sendikalı-Sendikasız İşçi Ayırımı Yasağı

Eskiden olduğu gibi, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesinden Kanununda da işçilerin işe alınmaları, çalıştırılmaları ve işlerine son verilmelerinde, kural olarak, sendikalı-sendikasız ayırımının yapılamayacağı belirtilmektedir (m. 25). Kanunun 25. maddesinde yer alan ilk fıkra işe almadaki, sonraki fıkra ise çalıştırma ve çalıştırmaya son vermedeki ayırım yasağı ile ilgilidir. Maddenin 3. fıkrasında ayırım yasağının sınırları çizilmektedir. Kanuna göre, işçilerin işe alınmaları, belli bir sendikaya girmeleri veya girmemeleri veyahut belli bir sendikadaki üyeliği koruma veya üyelikten istifa şartına bağlı tutulamaz; toplu iş sözleşmelerine ve iş sözleşmelerine bu hükme aykırı şartlar konulamaz (m. 25/1 ve m. 8). Bu hükme aykırı şartlar konulmuşsa bunlar geçersiz

Devamını okumak için tıklayın…Sendikalı-Sendikasız İşçi Ayırımı Yasağı

Şifa Garantisi Yasağı

Tıbbi Hizmetlerin Kötü Uygulanmasından Doğan Sorumluluk Kanun Tasarısı’nın 12. maddesine göre, “Tıbbi hizmetlerle ilgili olarak, hasta ile tıp biliminin sınırları haricinde sözlü veya yazılı olarak tıbbi anlaşmalar yapılamaz, güvenceler verilemez.” Hekimin tedavi özerkliği, özgürlüğü, hekimin şifa konusunda garanti verebilmesine hak vermemektedir. Nitekim Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi 13. maddede, “tabip ve diş tabibi, ilmi icapları uygun olarak teşhis koyar ve gereken tedaviyi tatbik eder. Bu faaliyetlerinin mutlak surette şifa ile neticelenmemesinden dolayı, deontoloji bakımından muaheze edilemez” denilmektedir. Yargıtay da aynı görüştedir: Vekil, iş görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden değil de bu sonuca ulaşmak için yaptığı uğraşların özenle görülmemesinden sorumludur. Hekim hastasına şifa

Devamını okumak için tıklayın…Şifa Garantisi Yasağı

Bağlantısız Bileşik İkrar Nedir?

Bağlantısız bileşik ikrarda, ikrar edenin ikrarına eklediği vakıa ile ikrar edilen vakıa arasında hiçbir bağlantı yoktur; yani ikinci (ikrara eklenen) vakıa, ikrar edilen vakıa olmadan da mevcuttur. Örneğin, davalının “dava konusu on bin lirayı davacıdan ödünç olarak aldım, fakat ben de davacıdan on bin lira alacaklıyım, bu alacağım ile borcumu takas ediyorum” şeklindeki beyanı, bağlantısız bileşik ikrardır. Çünkü, davalının karşılık alacağı ile, davacının alacağı arasında hiçbir bağlantı yoktur. Doktrinde çoğunluk, bağlantısız bileşik ikrarın bölünebileceği görüşündedir. Kanımızca da, bağlantısız bileşik ikrar bölünebilmelidir; çünkü: Burada ikrar edenin ikrarına eklediği vakıanın, diğer tarafın iddia ettiği vakıa ile bir ilgisi (bağlantısı) yoktur. İkrara eklenen

Devamını okumak için tıklayın…Bağlantısız Bileşik İkrar Nedir?

Bağlantılı Bileşik İkrar Nedir?

Bağlantılı bileşik ikrarda, ikrar edenin ikrarına eklediği vakıa ile ikrar edilen vakıa arasında doğal bir bağlantı vardır; ikrara eklenen vakıa, ikrar olunan vakıanın doğal bir sonucudur. Bağlantılı bileşik ikrarın bölünüp bölünemeyeceği tartışmalıdır. Doktrinde bağlantılı bileşik ikrarın da (nitelikli ikrar gibi) bölünemeyeceği görüşünü savunanlar olduğu gibi Yargıtayın da bu yönde kararları vardır. Buna göre, “ödünç aldım, fakat ödedim” örneğinde, davacı on bin lirayı davalıya ödünç olarak verdiğini ispat etmelidir; yoksa davalının, bu parayı ödemiş olduğunu ispat etmesi gerekmez. Bu görüşe göre, bağlantılı bileşik ikrarın bölünememesi gerekir. Çünkü, karşı görüşün (Yargıtayın bazı kararlarında benimsenen görüşün) kabulü, ikrar eden tarafı, iddia edilen vakıayı

Devamını okumak için tıklayın…Bağlantılı Bileşik İkrar Nedir?

Bileşik İkrar Nedir?

Bileşik (mürekkep ikrar veya karmaşık ikrar) ikrarda bulunan taraf, diğer tarafın ileri sürdüğü vakıayı ikrar eder; fakat ikrarına, bu vakıadan çıkan hukuki sonucu hükümden düşüren (ortadan kaldıran) ve bu (ikrar edilen) vakıanın doğumu ile ilgili bulunmayan başka bir vakıa (veya vakıalar) ekler. Örneğin davalı “davacının bana verdiği on bin lirayı ödünç olarak aldım, fakat bu parayı kendisine ödedim” diyebilir. Yahut davalı, “bu on bin lirayı davacıdan ödünç olarak aldım, fakat ben de davacıdan on bin lira alacaklıyım, bu alacağım ile borcumu takas ediyorum” diyebilir. Her iki örnekte de davalı, ödünç verme vakıasını tam olarak ikrar etmektedir; ancak ikrarına, bundan (ikrardan)

Devamını okumak için tıklayın…Bileşik İkrar Nedir?

Nitelikli (Vasıflı) İkrar Nedir?

Nitelikli (vasıflı) ikrarda, ikrar eden, karşı tarafın ileri sürdüğü vakıanın doğru olduğunu bildirir; ancak, bunun hukuki niteliğinin iddia edildiğinden başka olduğunu ifade eder. Örneğin davalı, davacıdan on bin lira aldığını ikrar eder, fakat bu parayı ödünç olarak değil de bağışlama olarak aldığını bildirirse, davalının ikrarına vasıflı ikrar denir. Burada davacının ileri sürdüğü vakıa ikrar edilmekte, fakat onun iddia ettiği hukuki nitelik (ödünç) inkar edilmektedir. Bu nedenle, nitelikli ikrara gerekçeli inkar da denir. Acaba, burada davalı on bin lirayı aldığını ikrar etti diye, davalının bu parayı ödünç olarak değil bağışlama olarak aldığını mı ispat etmesi, yoksa davacının bu parayı ödünç olarak

Devamını okumak için tıklayın…Nitelikli (Vasıflı) İkrar Nedir?